top of page

Sansüre feda edemediklerimizden misiniz?

Kendimi bildim bileli günlük tutuyorum; utanç duyduğum romantik ortaokul güncelerinden, sesimi aradığım üniversite yıllarına, kendimi niyeyse pek önemsediğim ilk yetişkinliğe varana kadar durmadan bazen neredeyse her gün. Zaman içinde, 19 yaşından beri aktif şekilde sektörde olmanın verdiği kontrol hissiyle, günlüklerimin de kontrollü, hesaplı, sanki bir editörün elinden geçecekmişçesine bir yerde unutursam, biri görürse yahut ileride kızım okursa ne der üzerine kurulu, 'aman diyeyim'den hallice bir sasılığa evrildiğini gördüğümden beri düştüğüm notlar azaldı. Deli pazarı çantamın içinden eksik olmayan defterlerimi bir zamandır aramaz, yanıma almaz oldum. Ve nihayet bir gün silkinip kendime geldim. Arka Kapı, bu eksiklik hissinin sonucu.


Daha önce blogum olmadı (erkenden merak saldım), neyin nasıl yapılacağını yolda öğreneceğim yeni bir içe dönüşün başındayım; bu defa çoğalarak dönmek hayaliyle. Plansız, içgüdüsel bir yolculuk bu; sustuklarımdan sıkıldığım, bir yerlerde geride bıraktığım o eski tanışımı aramaya çıktığım bir yolculuk. Eklemlenmek, sesime ses vermek isteyenlere kapısı açık bir yolculuk. Biraz daha yolculuk dersem beni yolculayın gözünüzü seveyim. Ama derseniz ki 'benim de yolda bıraktığım şöyle bir güzide kendim var!', hikayenizi gönderin, seve seve burada paylaşırım. (Hiç takipçisi olmayan bir blog için daha ne kadar cüretkar olabilirim Ey Kari!)


Elim değdikçe içimi dökeceğim, arada bir hikayeler paylaşacağım, senaryo yazarlığına ilişkin notlar ekleyeceğim, ne idüğünü keskin şekilde tanımlama ihtiyacı da duymadığım bir 'iç ses defteri'. Yolda nereye evrilir, birlikte deneyimleyeceğiz. Belki sadece uzundur yanıma almadığım not defterleri yerine, kendime burada bir arşiv dizmiş olacağım. Ezcümle, başı bozuk, kolektif bir günce açıyorum, o zaman başlayalım...


306 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Kommentare


Yazı: Blog2_Post
bottom of page